Google Stadia ve Arkasındaki Gerçek

Google, oyun dünyasındaki kuralları yeniden yazacak Stadia isimli platformuyla büyük heyecan yaratmıştı. Ancak bu sistemin ihtiyaç duyduğu veri merkezleri, gözlerden kaçan sorunları gündeme getirdi. Bakın Google Stadia gibi sistemler, gezegenin geleceğini nasıl tehdit ediyor.

Oyun oynamak için binlerce TL’lik donanımlara ihtiyaç duymaktan kurtulacağız. Google Stadia eğer başarılı olabilirse, internet bağlantısına sahip olduğunuz her yer ve her cihazdan, en yeni ve en zengin içerikli oyunları oynamak mümkün olacak.

Dev şirketin Stadia platformunu global çapta kullanıma açmak için Dünya’nın farklı noktalarına sunucu inşa ettiğini biliyoruz. Google, Stadia’nın lansmanı sırasında şimdilik 200 farklı sunucu noktası üzerinde çalıştığını açıklamıştı. 

Milyonlarca insana hizmet vermesi planlanan bu büyük veri merkezleri, ülkemizde çok bilinmiyor. Bunun en büyük nedeni sınırlarımız içinde büyük veri merkezlerinin bulunmaması. 

Aşağıda 14 futbol sahası büyüklüğünde bir Google Stadia veri merkezi var. Burayı Google Haritalar’da göremiyorsunuz:

Yukarıdaki fotoğraflar, ABD’nin Oregon eyaletinde bulunan Googleville adında bir veri merkezine ait. Burası Google Stadia için kullanılması planlanan bir mekan. Alan toplam 74.000 metrekare büyüklüğünde.

Google’ın veri merkezlerini kendi Haritalar servisinde gizli tutması anlaşılabilir bir durum. Zira bir veri merkezine ait detaylı fiziki bilgilerin kolay şekilde elde edilmesini istemiyor. Gördüğünüz ve göreceğiniz fotoğraflar ise Digital Trends editörlerinden Daven Mathies’e ait

Peki bu büyük, çok büyük veri merkezlerinin gezegenimiz için ne önemi var?

Aslında bu durum sadece Google Stadia için değil, diğer bütün bulut sistemleri için geçerli. Her yaygın teknolojinin böyle veri merkezlerine ihtiyacı var. Facebook’ta bilgileriniz, Google Drive ya da One Drive’daki dosyalarınızın hepsi böyle yerlerde tutuluyor. Stadia’nın muhtemel başarısı, bu veri merkezlerini kendi mahallenizdeki trafolar kadar sık görebileceğiniz anlamına geliyor. 

Google’ın Android’in varisi olarak planladığı Fuchsia işletim sistemi de benzer şekilde bulut sistemlerine bağımlı olacak. Kısaca kaçışımız pek yok, veri merkezleri gezegenin her yerini saracak. Her verimiz, satın aldığımız her dijital hizmet bu merkezlere bağımlı olarak çalışacak.

İşte bu noktada zurnanın “zırt” dahil her türlü sesi çıkardığı ana tanıklık ediyoruz. 

Size durumun vehametini bir örnekle açıklayalım:

Google gibi şirketler, veri merkezlerinin konumlarını gelişigüzel belirlemezler. Örneğin yukarıda gördüğünüz Oregon, Portland’daki merkez, şehre 1,5 saat uzaklıkta yer alan Dalles kasabasına bağlı. Digital Trends’in aktardığına göre kasabada 16.000 insan yaşıyor. Dalles, ülkemizdeki herhangi bir Anadolu kasabasına çok benziyor. En önemli farkı ise yenilenebilir enerji kaynaklarına yakınlığı…

Googleville veri merkezinin bulunduğu Oregon eyaleti, elektrik üretiminin 3’te 1’inin yenilenebilir kaynaklarla sağlandığı bir bölge. Oregon, çevreci enerji üretimi konusunda dünyanın en örnek coğrafyalarından birisi. Termik santral yok, rüzgar gülleri var. Doğal ortama zarar vermeden elektrik üretimi yapılıyor.

Google’ın Stadia için ayırdığı veri merkezlerini, yenilenebilir enerji konusunda gelişmiş bölgelere inşa ettiğini görüyoruz. Bu da firmanın gelecekteki olası sorunları engellemek için stratejik bir adım attığını gösteriyor. Emin olun ki bir veri merkezinde, 16.000 kişinin yaşadığı sıradan bir kasaba kadar elektrik tüketimi yapılabiliyor. 

Dalles’teki Googleville, çevredeki hidroelektrik santrallerine ve Dalles barajına oldukça yakın bir konumda yer alıyor. 

Greenpeace raporları, teknoloji devlerinin elektrik tüketiminde ne kadar “çevreci” olduklarını ortaya çıkartıyor:

Amazon, Google’un aksine yakaladığı hızlı büyümeyi çevreci bir stratejiyle temellendiremedi. ABD hükümeti, veri merkezlerine dağıtılan elektrik enerji kaynaklarının yenilenebilir olması konusunda baskı yapıyor. Nitekim Amazon’un yılda ortala 1,686 megawatt elektrik tüketimi yapan 3 veri merkezi Virginia eyaletinde bulunuyor. Bu veri merkezlerinin hiçbirisi yenilenebilir kaynaklardan elektrik almıyor. Hepsinin kaynağı çevreye en çok zararı veren termik santraller…

… ve Amazon, ABD’de kurumlar vergisini de ödemiyor.

Hizmet güzel, ekonomi şahane. Sen bir de ekolojiden haber ver!


Amazon, Netflix, Twitter ve Pinsterest’i protesto eden Greenpeace zeplini, 2014

Google, her üç ayda bir veri merkezlerinin enerji kullanımına ilişkin Güç Kullanımı Etkinliği adında bir rapor yayımlıyor. Bu rapor, tahmin edebileceğiniz üzere kurumsal kaygılar güden bir zorunluluk, gelecekteki olası krizlere dair bir yatırım niteliğinde. 

  • Hap bilgi / Güç Kullanımı Etkinliği nedir?
    İngilizce “Power usage effectiveness” olarak bilinen PUE kavramı, 2016’da standartlaştı. Bir veri merkezinin ne kadar verimli elektrik tükettiğini görmemizi sağlıyor. İdeal PUE değeri 1.0’dır. Bu değerin üzerine çıktıkça veri merkezinin, oldukça verimsiz bir şekilde enerji tüketimi yaptığı anlaşılır. PUE değeri 1.0’a ne kadar yakınsa, merkez enerji tüketimi açısından o kadar verimli ve zararsız demektir. 

2018’de yayımlanan son raporlara göre dünya çapındaki bütün veri merkezlerinin verimliliği ortalama 1.8 PUE seviyesindeydi. Yani ideal verimlilik standardının neredeyse iki kadar verimsiz güç tüketimi yapılıyordu. Google’ın Oregon, Dalles’taki 2 veri merkezinden birisi son raporlara göre 1.11 PUE, diğeri ise 1.24 PUE oranına sahip. Bu bakımdan şirketin stratejisinin ne kadar işe yaradığını görüyoruz. Google veri merkezleri küresel ortalamadan çok daha verimli görünüyor. 

Google ve Google’ın ürünleri tamam da diğerleri ne alemde? 

Microsoft, Amazon, Facebook (Instagram, WhatsApp dahil) gibi devlerin yanı sıra Sony, Nvidia ve Tencent gibi nice bulut oyun hizmeti sunacak firmalar var. Gezegenin her köşesinde elektriği tam anlamıyla sömüren veri merkezleri bulunuyor. Amazon başta olmak üzere bu merkezlerin büyük kısmı hiç de çevreci değil. 

Türkiye’nin veri merkezlerine sahip şirketlere baskı kurması mümkün mü?


Türkiye İş Bankası’na ait Atlas Veri Merkezi, 14 bin 332 metre kare, İstanbul/Tuzla

Ülkemizde bulunan veri merkezleri için de firmaların herhangi bir detaylı rapor paylaşmadıklarını biliyoruz. Ayrıca ülkemizde kullanılan çoğu büyük çaplı dijital hizmet verileri Avrupa’da bulunan veri merkezlerinde depolanıyor. Dolayısıyla Türkiye’nin PUE gibi standartlara sırtını yaslayarak dev şirketler üzerinde hukuki bir hak savunması için elinde yeterli argüman bulumuyor. Nitekim çevreci dönüşüme kendi veri merkezlerimizdeki düzenlemeyle başlayabiliriz.

Diğer taraftan ülkemizdeki elektrik enerjisi tüketiminin ne kadar verimli olduğu da merak konusu. Yenilenebilir enerji kaynaklarımızın gün geçtikçe artması zaten bir mecburiyet. Google gibi devlerin de böyle kaynaklara yakın noktalara veri merkezi açtıklarını görüyoruz. Dolayısıyla Türkiye’nin önce bu şirketlerin veri merkezlerini kendi sınırlarına çekmeye ihtiyacı var. Verimli elektrik tüketimi, bu aşamadan sonra tartışılacak bir konu.

Halihazırda küresel çaptaki örnekleri kadar olmasa da Türkiye’de de büyük veri merkezleri var. Örneğin Türk Telekom’un İstanbul Havalimanı’na yakın konumlandırdığı, ülkemizin en büyük veri merkezi (yukarıda) bulunuyor. 2018’de açılan bu veri merkezinin son teknoloji güvenlik önlemleriyle korunduğunu biliyoruz. Ülkemizdeki çoğu Türk Telekom kullanıcılarının verileri de yine bu merkezde bulunuyor. 

Sonuç: Merhaba ben 5G!

Önümüzde 5G gibi, bulut sistemlerine ihtiyacımızın artacağı bir teknolojik değişim süreci var. Bu süreçte dünyada ve Türkiye’de veri merkezlerinin sayısı giderek artacak. Veri merkezlerinin tükettiği elektrik miktarı ise gelecekte tartışacağımız en büyük sorunlardan birisi haline gelecek.

Google Stadia gibi hizmetler, kullanıcıların evlerdeki elektrik tüketim oranlarını da önemli ölçüde azalacaklar. Bulut sistemine dayanan her teknoloji, interneti elektrik kadar önemli bir kaynak haline getirdiğinde, gezegene ne kadar faydalı olduklarını göreceğiz.